18 Aralık 2015 Cuma

Bir Kış Etkinliği Olarak Dizi İzlemek

Merhabalar,
Bu postumda bayılarak izlediğim, her sevdiğim insanı omuzlarından tutup silkelemek suretiyle mutlaka izlemelisin diye ikna etmeye çalıştığım iki diziden bahsedeceğim.
Birincisi Showtime ürünü olan The Affair. Allahım tam bir başyapıt demelere doyamam (abartmayı severim ama izleyince göreceksiniz, değiyor). Dizimiz Long Island'da yer alan Montauk isminde bir sahil kasabasında başlayan öykü ile bizlere merhaba diyor. Olay örgüsü ise uzun süreli ve bol çocuklu bir çiftin, çocuklarını kaybetmiş bir başka evli çift ile hayatlarının kesişmesi şeklinde gerçekleşiyor. Gel gelelim, eğeğe ne var bunda diyebilirsiniz ama olayın alengirli ve beni kendisine şiddetle bağlayan kısmı, dizinin öznelerin bakış açılarına göre bölümlerden oluşması. Bunu yaparken ise flashbackler aynı şekilde gerçekleşmediği için sıkıcı olmuyor, çünkü siz bir öykünün öznelerinin her zamandan birden fazla olduğunu ve gerçeğin değişken olabileceğine yakın dereceden şahit oluyorsunuz. Ben, kendi hayatımdan edindiğim tecrübelere bakınca, en acısı olan bir olay konusunda sadece bir kişiyi dinlemenin ne kadar yanlış olduğu gerçeğini bu dizide baya bir çarpıcı şekilde tekrar gözlemledim. Diznin konusunda aldatma, ihtiras, ilişkilerin karmaşıklığı, aslında her şey mevcut. Çıkarımda bulunmakta zorlanmayacağınız ve oldukça sürükleyici bir yapım olmuş. Müzikleri de efsane. Üşenmesem size bir güzellik yapıp tek tek link verirdim ama ne yalan söyleyim üşeniyorum. Ama siz diziyi izlemeyi ihmal etmeyin lütfen :)
Dizi şu an ikinci sezonun finalini yapmak üzere ve üçüncü sezon için izin çıkmış. Oyuncular acayip yetenekli ve üstelik önemli rollerden biri Amerikalı diğeri İngiliz ama kesinlikle sezdirmemek için iyi çalıştıklarını söyleyebilirim. (sanki bana yılların londralısıyım bildiğin has ankaralıyım neyse çaktırmayın)
Şuraya dizinin görsellerini bırakıyorum, haftaya tek tek soracağım izlediniz mi diye :)


İkinci dizimiz ise HBO meyvesi olan The Leftovers. Bilim kurgudan şüphe esintileri ile gizem perdesini aralamak istediğiniz aynı zamanda aşklı maşklı olay örgüleri ile taçlandırılmış bir kaybolma öyküsü aslında. Ya sen ne diyosun allah aşkına diyebilirsiniz, haklısınız. Biraz daha açayım: Lost dizisi yapımcılarının el attığı dizimiz Tom Perrotta‘nın aynı isimli romanının uyarlaması.Birden bire Dünya'dan bazı insanların yok oluşunu konu alıyor. Geride kalanların bu tuhaf olayla mücadele biçimlerini gözler önüne seren yapım, izlerken insanda "lan bu benim başıma gelse ne yapardım?!" dedirtiyor açıkçası. İnsan ilişkilerinin zaten yeterince tuhaf ve yorucu olması yetmezmiş gibi bir de zar zor bulup sevdiğimiz insanların hop diye ortadan kaybolduğunu düşünmek dahi istemiyorum. Bu travma sonucu insanların başa çıkma öyküleri takdire şayan biçimde işlenmiş. Daha fazla detaya inip spoiler vermeyeceğim, dizi gelecek sezon iznini koparmış bizlere hayırlı uğurlu olsun. Henüz izlemediyseniz hazır kışın dışarı çıkma günlerimiz azalmışken değerlendirip başlayın derim. Ayrıca bu dizinin de müzikleri baya iyi. Link bırakıyorum, afiyet olsun efenim:
https://open.spotify.com/user/thinkfloyd08/playlist/6i8BmTEDr2WHp4hcPMmt1X


Herkese mutlu haftasonları dilerim <3

22 Kasım 2015 Pazar

Tatlı bir pazar sohbeti

Güneşli bir pazar gününden herkese selamlar :')
Bugün sizlerin de hem twitter hem instagramdan severek takip ettiğinizi düşündüğüm kelebenk ile gerçekleştrdiğimiz sohbeti yayınlayacağım.
Ben yazdığı şeylere, paylaştığı müzik listelerine, kozmetik hastalığını bilgi alışverişine dönüştürmesine hayranım, istedim ki biraz sohbet edelim. O da beni kırmadı :')
Kendisine sorduğum soruları ve onun verdiği yanıtları buraya usulca bırakıyorum, arka planda çalması için ise kendisinin playlistinden bir şarkı koyuyorum:
https://play.spotify.com/user/1199964783/playlist/60doiZIYPqoGHU1v9afmuD

-Sizce bloggerlık bir meslek midir? Bu konuda neler düşünüyorsunuz? Sizin bu dünyaya adım atmanızın bir öyküsü var mı?
Tumblr'ımı (www.kelebenk.net) hala aktif olarak ve severek kullanıyorum. Ama daha çok sevdiğim görsel ve yazıları paylaşıyorum. Twitter'dan önce uzun yıllar hem blog yazdım, hem de çok sayıda blog takip ettim. O zamanlar insanlar çok uzun yazılar yazar, yazılan hemen hemen her şeye de yorum yaparlardı. Sanırım artık ne bu kadar sabrımız, ne de bu kadar vaktimiz var. Aslında artık tam anlamıyla bir blogger değilim. Hala blog yazan insanlara ise gerçekten hayranlık duyuyorum. Blogger'ın tam anlamıyla hakkını vermek için (özellikle orjinal yazılar için) birazcık fazla çalışmak ve üretken olmak gerekiyor bana göre.

-Sizin seçtiğiniz şarkıları yüzlerce insanın işe, okula, eve giderken dinlemeleri, beğenmeleri size ne hissettiriyor? Takipçileriniz için gününüz güzel geçsin şarkısı olarak bize bir şarkı seçer misiniz :)
Ya müzik dendiği zaman hayatımın akan tüm suları duruyor, ben de duruluyorum. Şu anda sadece Spotify'da "Kelebenk Down" listesini bin kişiden fazla insan takip ediyor ve bu gerçekten tek bir odada oturmuş hep birlikte hüzünleniyormuşuz gibi hissettiriyor bana. Birlikte hüzünlenmenin yanında tabii ki mutlu da oluyoruz; o yüzden günümüz güzel geçsin şarkısı da "MisterWives - Riptide" olsun.

-Kitaplığınızda "en iç acıtan", "en güzel duyguları uyandıran" ve okumaktan bıkmayacağınız bir paragrafı bizimle paylaşır mısınız?
En iç acıtan;

"Ey, iki adımlık yerküre 
senin bütün arka bahçelerini 
gördüm ben!" 

Nilgün Marmara

En güzel duyguları uyandıran;

"Sen benim yuvamsın

Yuvanım ben senin."

 Birhan Keskin

Okumaktan bıkmayacağım;

“Sakin ol. Öylece dur. Yaşamdan geç. Kentlerden geç. Sınırları aş. Gülüşlerden geç. Anlamsız konuşmaları dinle, galerileri gez, kahvelerde otur -artık hiçbir yerdesin.”

 Tezer Özlü  



-Kitaplığınızın en üst rafındaki baştan 4. kitabın 138. sayfasından bir cümle söyler misiniz? (twitterda böyle bir oyun görmüştüm çok hoşuma gitmişti)
"Doyum söylenmez; ama konuşur ve seni-seviyorum der." Roland Barthes - Bir Aşk Söyleminden Parçalar

-Mesleğinizi icra ederken sizi şaşırtan veya güldüren bir anınız var mı ve psikolog olmak sizin için bir ideal miydi yoksa öylesine mi gelişti?
Çocuklar her gün çok şaşırtıyorlar, mucizenin yeryüzündeki yansımaları bana kalırsa. Bir keresinde yere dökülen arabaları toplamasını istediğim 4 yaşındaki danışanım "3" demişti. Çünkü yerde 3 tane araba vardı ve o da toplamıştı :) Psikoloji bölüm olarak tek isteğim ve hayalimdeki bölümdü. 3 tercihimi de psikoloji alanında yapmıştım ve ilk tercihim olan Koç Üniversitesi'ne de yerleştim. Çok özlüyorum o günleri. Terapist olmaktan çok mutluyum şu anda ama ileri de rüzgar hangi alana savurur hiç bilmiyorum.

 -Ve tabii ki aşk :) sizin için ifadesi nasıldır <3
Aşk, bile bile ladesin en güzel hali. Ezbere bildiğinizi sandığınız yerde, sürprizlerin her seferinde sizi şaşırttığı bir yol.


İçtenliği ve tatlışlığı için kendisine sevgilerimi gönderiyorum^.^
Eğer müzik listelerinden veya instagramında paylaştığı tatlı Sally fotiklerinden bihaberseniz şöyle alalım sizi:
İnstagram kullanıcı adı: kelebenk
Kozmetik paylaşımları için olan hesabı: kelebenkbeauty
Spotify listeleri:
https://play.spotify.com/user/1199964783/playlist/60doiZIYPqoGHU1v9afmuD 
https://play.spotify.com/user/1199964783/playlist/6iEa9Bt7AxZShsCB0e2b7p 
https://play.spotify.com/user/1199964783/playlist/5CyeB2E3SXPV2oqL0zKrHc 












10 Kasım 2015 Salı

Saf bir mutluluk kaynağı = yemek yemek

İştahına düşkün olup, fiziksel olarak göstermeyen minik bir sinsi olarak birazcıkta severek yaptığım yemekleri sizlerle paylaşayım istedim. ^.^
İlk olarak sebzeli ve tavuklu noodle tarifinden başlayım. Tam bir makarna canavarıyım, her türlüsüne bayılırım. Başlangıç aşaması olarak kullanacağımız tavuğu önceki günden marine etmek elbette lezzeti ikiye değil çok daha fazlaya katlıyor bunu belirtmeden geçmeyim. Ben 200 gramlık bir göğüsü zeytinyağı, süt, soya sosu, sarımsak, bal ve tatlı kaşığının ucu ile hardal koyarak marine ettim ve geceden buzdolabına koydum. Ertesi gün, noodle pişmeden 45 dk önceden 180 derece fırına attım üzerine de biraz susam ve kuş üzümü serptim. Sebze olarak ise elinizde ne varsa değerlendirebilirsiniz aslında, ben en sevdiklerim olan kabak, havuç, biber (kırmızı ve yeşil) ve yeşil soğan kullandım. Varsa brokoli de çok yakışır. Jülyen yani boyuna olarak doğradım ve yeşil soğan hariç hepsini buharda kısa süreli pişirdim. Yeşil soğanı en son koydum ki rengi gitmesin, daha çok görsel değer taşısın istedim. Bir paket noodleınızı üzerinde yazan sürede bir yemek kaşığı soya sosu koyarak haşlayın (her markanın pişme süresi farklı oluyor) daha sonra süzerek servis edeceğiniz kaba yerleştirin. Heh şimdi buharda pişmiş şahane renkli sebzelerimizi ve fırından çıkmış tavuklarımızı da üzerine serpiştirelim. Minik bir uyarı olarak soya sosu tuzlu olduğu için ekstra tuz koymayın :)


Diğer tarif ise basit, sağlıklı ve lezzetten ödün vermeyen bir alternatif: salata ^.^
Bir büyük boy havucu rendeleyerek işe başlıyor, orta boy bir salatalığı küp küp doğruyoruz. Icebergi vitamini kaçmasın diye bıçakla değil elimizle ufak parçalara ayırıp salata kasemize atıyoruz; üzerine tamamen doğal zeytinyağımızı gezidirip kenarlara mandalin ve ceviz serpiştiriyoruz. En üstüne ise süzme beyaz peyniri küp küp doğrayıp (dilerseniz çeşit zenginliği yapıp dil peynir veya tulum da koyabilirsiniz) zevkinize göre baharat ekliyorsunuz. Benim favorilerim kekik ve hafif nanedir. Biraz nar da eklerseniz baya lezzetli olur benden söylemesi :)
Afiyetler olsun, yarasın, kan olsun can olsun efendim^.^



Mimardan sihirbaz olur mu?

Bugün sizlere farklı bir şeylerden bahsetmek istedim :')

1946 doğumlu başarılı mimar Nikola Bašić; bu sefer kendinden enstrüman yapımcısı sıfatı ile bahsettirdi ve ben bu öyküyü sizle paylaşmak istedim. Daha fazla merak uyandırmayıp hemen mevzu bahisin ne olduğunu anlatayım: İkinci Dünya Savaşı sırasında tarihi zenginliklerinin çoğunu kaybeden Zadar kenti, Nikola'nın ilginç eseri olan okyanus orgu eserine ev sahipliği yapmış.
Nikola, 2005 yılında tasarladığı 70 metrekarelik orgunu basamaklar ile denize kıyısı olacak şekilde konumlandırmış ve havanın basamaklardan geçerek akustik bir ortam yaratarak dalga seslerini bir müzik aletine dönüştürmüş. Basamakların altında bulunan dar oluklar, dalgalar kıyıya çarptıkça havanın iletimini gerçekleştirmekle görevli. Yani hava, mimarın elleri ile buluşup kulaklarımıza bir müzik ziyafeti ve dinginlik sağlıyor. Bence hayal gücünü iyi kullanabildikten sonra ne iş yaptığının değil işini ne kadar iyi yaptığının önemi daha büyük. :) Merakınızı görsel ve işitsel olarakta giderebilmek için bir link ve fotik bırakıyorum. Hepinize güzel ve huzurlu bir akşam olsun :)


https://www.youtube.com/watch?v=myV3E9uREuI



 

16 Ekim 2015 Cuma

Sonbaharın Büyüsü: Sanatın Doğuşu

Herkese selamlar :')

Yaz sezonu bitti, etkinlik rehberi açıldığı için bilet aldığım ve gidip gördüğüm etkinlikleri sizlerle paylaşmak istedim. Ekim ayı ortasında yaz bitti diyorum çünkü İzmir'de kısa kollu ile dışarı çıkma henüz son bulmadı. Sadece tatlı bir serinlik var :)
Neyse ben heyecanla sanat etkinlikleri takvimini inceleyip, yer bulabildiğim veya görme fırsatı bulduğum bir iki etkinlikten bahsedeceğim.
İlk olarak Arkas Sanat Merkezi'nde yer alan ve beni çok heyecanlandıran İzmir: Yarınlara Bir Miras isimli fotoğraf sergisine değineceğim. Aslında fotoğraf sergisi olduğu için fotoğrafların fotoğrafını çekip koymak işin büyüsünü bozuyor diye düşünüp, bu yüzden en beğendiğim tek bir fotoğrafı koydum. Sergiyi  18.09.2015 - 15.11.2015 tarihleri arasında görmeniz mümkün. Ziyaret gün /saatleri ise salı ve pazar günleri 10.00 - 18.00, perşembe 10.00-20.00, pazartesileri kapalı; tüm ziyaretler ücretsiz.
Dilerseniz galerinin sitesinden de bilgi için faydalanabilirsiniz: (http://www.arkassanatmerkezi.com/)

İnsanoğlunun toplu yaşam merkezi olan kentler, yaşam mekanlarımız olmanın yanı sıra bizden önceki nesillerin bize bıraktığı ve bizim de gelecek nesillere bırakmamız gereken emanetlerdir. Tarihin farklı dönemlerine ait fiziksel, sosyal ve kültürel değişimler yaşayan kentlerin geleneksel dokusundan, yeni gelişen kimliğine tanıklık eden en kıymetli kaynaklar ise kent fotoğraflarıdır. 
Bu noktadan yola çıkarak, 2015 yılının İzmir’ini gelecek nesillere aktarabilmek adına Arkas Sanat Merkezi ve IFOD (İzmir Fotoğraf Sanatı Derneği) işbirliği ile hazırlanan bu sergide; İzmir’i diğer kentlerden farklı kılan, İzmir’e değer katan ve İzmir’e özgü unsurlar mercek altına alındı. Kentin mimarisi, doğası, insanları, iş ve yerleşim alanları gibi kentteki toplumsal ve kültürel yaşama ilişkin ipuçları verecek pek çok farklı konu yaklaşık bir yıl süren çekimlerin ardından seçilen fotoğraflarla ölümsüzleştirildi.
Sanatçılar kendi objektiflerinden, Basmane, Bergama, Bornova, Karşıyaka, Kordon, Ödemiş, Urla gibi kentin çeşitli ilçe ve mahallerlerinde görülmesi ve hatırlanması gereken güzellikleri fotoğrafın evrensel dilini kullanarak yansıttı. 
“İzmir: Yarınlara bir Miras” isimli fotoğraf sergisi, Türk ve uluslararası fotoğraf sanatçılarının objektifinden İzmir’in bugününü belgeleyerek yarınlara taşımayı hedefliyor. 
Sergide eserleri yer alacak sanatçılar:
Arjantin
Nicolas Berlingieri 
İspanya
Gabriel Brau
İtalya
Virgillo Bardossi
Valter Bernardeschi
Gulio Veggi
Mario Cioni
Kanada
François Nadeau
Macaristan
İstvan Kerekes
Pakistan
Muhammad Jahangir Khan
Polonya
Wojtek Laski
Tayland
Dow Wasiksiri
Türkiye
Atilla Özdemir
Beyhan Özdemir
Murat Germen
Nilgün Özdemir
Selim Bonfil
Yusuf Tuvi
Ukrayna
Alexander Karvat

IZMIR: A LEGACY FOR TOMORROW


Cities, as centers of living together, are also entrusted to us from the previous generation and which we will entrust to the next generation, in addition to their function of being living spaces. Physical, social and cultural changes that cities experience over time in different historical periods, the traditional texture, the newly developed identity are most importantly found in city photographs. Taking this as a starting point, the exhibition was prepared in collaboration between Arkas Art Center and IFOD (Izmir Art of Photography Association) to pass on the Izmir of 2015.
The focus was the specifics of Izmir that distinguished it from other cities, adding value to the city. The architecture of the city, its nature, people, business and residential districts, which give clues to the social and cultural life of the city, have all been immortalized through a selection of photographs made over a year. The artists used their lenses to show the memorable beauties of the various districts and neighborhoods of the city, Basmane, Bergama, Bornova, Karşıyaka, Kordon, Ödemiş, Selçuk, Urla, using the universal language of photography.
The photography exhibition “Izmir: A Legacy for Tomorrow” aims to document and leave behind for generations to come the present of Izmir through the lenses of photography artists from Turkey and abroad.




Bahsetmek istediğim bir diğer etkinlik ise İstanbul'da çok beğenilen ve İzmir'e gelmesine çok sevindiğim "İşte benim Zeki Müren" sergisi. Sergi 18 Eylül – 30 Ekim tarihleri arasında İzmir Resim Heykel Müzesi Kültürpark Sanat Galerisi’nde ziyaret edilebilir. Farklı renklerin buluştuğu ışıltı olan sanat güneşimizin biyografisini fotoğraflar, kostümler, kendisinin tasarımları, el yazıları, hatta sinema filmi ile harmanlayan sergi oldukça etkiyici. Zeki Müren’in 18 yıldır Türk Eğitim Vakfı ile Türk Silahlı Kuvvetleri Mehmetçik Vakfı arşivinde bulunan fotoğrafları ve özel eşyalarından oluşan sergi, sanatçının, sağlığında ancak bir bölümünü düzenleyebildiği, diğer bir bölümü tarihsiz, açıklamasız halde duran, kimisi daha dün çekilmiş gibi canlı, kimisi yılların yorgunluğuna yenik düşmüş on bine yakın fotoğrafı, desenleri, kostümleri, plakları, şiirleri, notları ve arşiv görüntüleri, kısacası dolu dolu geçmiş bir yaşamdan arda kalan belgeleri bir araya getirmiş.Son olarak eklemek istediğim bir anektot; sergide geçmişten günümüze yaşanmış güncel olaylar Zeki Mürenin kariyer basamakları bilgileri ile tarihsel olarak eşlenmiş biçimde bizlere sunulmuş.












Son olarak ise Devlet Tiyatroları'nda sergilenen Kurban oyunundan bahsedeceğim. Başkaldıran bir kadının trajik öyküsünü anlatan oyun tek perdelik ve bir  saat yirmi dakika sürmekte. Dramatik yapısı ile Antik Yunan tragedyası özellikleri taşıyan Kurban, yerelden evrensele varmayı başarabilen bir yapıt olarak hem ulusal tiyatro kurma çabalarımıza hem de yerel ve çağdaş tragedyaya önemli bir katkı sunuyor. Oyunda; erkek egemen toplumların baskısı altında ezilen kadın figürü olan Zehra’nın töreye ve geleneklere direnişi konu alınmış.  

Yazan : Güngör Dilmen Yöneten : Tayfun Erarslan 
Herkese tavsiye ederim :')



Gününüz güzel geçsin şarkımız da burada https://www.youtube.com/watch?v=y8pvXLVu8Yk
Herkese sevgiler  ^.^






  




23 Ağustos 2015 Pazar

Pazar Eğlencesi: Bakım ve makyaj teknikleri

Herkese iyi pazarlar :')
Bugün kahvaltı ettikten sonra youtubedan makyaj videolarına takılı kaldım ve dedim bu kadar izledim bari deneyeyim. Üstelik İzmir'de kavurucu sıcaklara mağruz kaldığımız için makyajdan soğudum aylardır ve kendimi bakımlı görmeye ihtiyacım olduğunu fark ettim Hemen yüzüme peeling yapıp temizledim ve evlerin vazgeçilmezi bepantol ile nemlendirdim.
Sonra Didem Soydan'ın kanalından videosunu izleyerek adımlarını aşama aşama uyguladım.
Buyrun video:https://www.youtube.com/watch?v=ZzRvU6x-riY
Açıkçası güzel hileler yakaladım mesela ben de kaşlarımı tararım hep ama dudak peelingi için diş fırçası kullanmayı duymamıştım ve gerçekten fark ettirdiğini gözlemledim. Kuru diş fırçası ile güzelce dudakları fırçalayınca bütün ölü deri gidiyor ve kan akışı hızlanıyor yani dudaklarınız canlı bir renge bürünüyor.
Ayrıca kaş boyama teknikleri ve dudak boyama stilleri de gayet kolay ve öğretici geldi bana.
Uyguladığım basit yolun sonucu ise şöyle :'')

 Gününüz güzel geçsin şarkımı iliştirmek asli görevim efendim buyrunuz.
https://play.spotify.com/track/3vX3CHNgioGc0ETfd40FuA



6 Ağustos 2015 Perşembe

Dünya kadın eli ile güzelleşir.

Merhabalar iyi kalpli insanlar,
Bugün biraz emeğin meyvelerinden ve güzelliklerinden bahsedeceğim. Biliyorsunuz ülkemizde kadının değeri; insana verilmeyen değerden çok daha az. İnadına gülüp, inadına sesimizi yükseltirken; bir yandan canımızı dişimize takıp çalışıp, üretip, var olmaya, güzelleşmeye, güzelleştirmeye çabalıyoruz. Sosyal medya alıp başını gitmişken, üretim yapıp bunların tanıtımını yapmakta kolaylaştı haliyle. Benim çok sevdiğim bir arkadaşım var Gökçe. Annesiyle beraber kalplerindeki güzellikleri el emeklerine veriyorlar. Sizlerle bu güzellikleri paylaşmak istedim. Gökçe ve Fatoş Teyze el yapımı Fransız düğümü kanaviçeden kolyeler, duvar süsleri, özel günler için renkli ve kokulu sabunlar, etaminler ve çeyiz hazırlığı gibi alanlarda değerlendirebileceğiniz çeşitli ürünler üretiyorlar. Eğer göz atmak veya satın almak isterseniz sosyal hesaplarına ise Fatoşun Sihirli Elleri yazarak ulaşabilirsiniz iyi kalpli insanlar. :'') (  instagram.com/fatosunsihirlielleri https://goo.gl/GTufF3  emeksensin.com/fatosunsihirlielleri)
Sizler için seçtiğim görseller ise şuracıkta :
Elbette arka planda çalacak şarkımı da iliştirmekte bir sakınca görmüyorum. Hepinize güzel günler dilerim.
https://play.spotify.com/track/6CQaVuICm1WVXyy3SZ5jEI










1 Ağustos 2015 Cumartesi

Minik bir kaçışın inanılmaz ferahlığı

Ben İstanbul'da yaşamaya korkanlar ve kalabalığı görünce evine geri dönmek isteyenler kulübündenim ama bu kulübe üye olmanın güzel yanı sadece gezmek için gittiğin için orda yaşayanlardan çok keşif yapmak oluyor sanırım. :')
Son gittiğimde Kuzguncuk gezisi yaptım ve ne kadar huzurlu bir yermiş dedim. Orda yaşayanlar şanslı olmalı, mimari dokusu genel hatları ile 18 yy sonları cumbalı Osmanlı evleri ile oluşmuş. Eski konakların ev sahipliği yaptığı semtte çoğunlukla dizi çekimleri yapılmaktaymış. Eski ismi Kosinitza olan Kuzguncuk farklı kültür mozayiklerinin oluşturduğu bir yelpaze gibi. Cami ve kiliseler yan yana, farklı din, ırk ve kültürel kökene mensup insanlar yakınlık ve samimiyet içerisinde yaşıyor. Eskiden balıkçı köyü imiş. Gezmek için çok güzel sinagoglar, ermeni kiliseleri ve köşkler var. Sizleri de gezdirmiş olmak için bir iki tane fotoğraf koyuyorum güzel bir makinem olmadığı için cep telefonu ile çekilmiş fotoğraflar ile idare edin artık, mühim olan niyet :')
Fotoğraflar arasında yer alan Kuzguncuk Bostanı, yerel halkın belediye müdahelesine tepkisi üzerine çocukların açılışını yaptığı ve ektiği bir bostana dönüşmüş. Bence harika bir fikir olmuş, toplumsal bilinç ve bunun meyveleri insanda huzur yaratıyor. 







"Başkalarının gözleri bizim zindanlarımız; başkalarının düşünceleri bizim kafeslerimiz."

Minik bir aranın ardından yine kitap ile dönüş yapıyorum :') Taşınma ve düğün hazırlıkları derken haliyle yazmaya fırsat bulamadım. Ama yazacaklarımı planladım ve sırada son okuduğum kitap olan Hakan Bıçakcı'nın yazmış olduğu Doğa Tarihi yer almakta.
Daha önce bahsetmiştim bazı kitapları sadece kapağının büyüsüne kapılıp alıyorum ve şu kitaba kadar bu his beni yanıltmamış hep çok sevdiğim kitaplar olmuştu sadece kapağı ile seçtiğim kitaplar. Güzel ve kötü gibi bir sıfatla kitap nitelendirmek doğru değil elbette ama bu kitap benim için bir nebze hayal kırıklığı oldu diyebilirim. İtiraf etmeliyim ki soyisim benzerliği de beni yanılttı. Sonra farkına vardım Barış Bıçakcı olmadığını :) Neyse kitap bize metropolde boğulmuş bir plaza kadının öyküsünü anlatmakta. Fakat anlatım bana biraz sığ ve sıradan geldi. Ama kurtarıcım aralara serpiştirilmiş alıntı sözler oldu. (Örneğin başlıktaki Virgina Woolf sözü) Yazar, kahramanını "hayalleri ancak bir beden göğüs ölçüsü kadar büyük" şeklinde nitelemiş. Kitap adından da anlaşıldığı üzere kahramanımızın adı Doğa ve metropolde boğulmuş şekilde yapay bir yaşam formuna sahip. Aslına bakarsanız ben İzmir İstanbul arası uçak yolcuğulumda bitirdim kitabı. Yani üzerinde uzun uzun düşünüp, bitmesin diye dua ederek okuyacağım türden bir kitap değildi ama getirisi olmayan kitap olmaz diye düşünüyorum. Kitabın eleştirilerine baktım da genel olarak vasat bir modern zaman eleştirisi şeklinde cümleler ile karşılaştım. Okuyup okumamak elbette size kalmış efendim mutlu günler dinlerim :'')
Kitap içinden sevdiğim bir cümleyi de usulca bırakıyorum şuracığa:
"Kimse romantik filmlerde veya aşk romanlarında olduğu gibi sevdiğini elde etmiyordu. Elde ettiğini seviyordu. Elde ettiğini sevdiğini sanıyordu."




28 Haziran 2015 Pazar

True Detective: Sadece bir dizi olarak tanımlamak haksızlık.

Merhaba iyi kalpli insanlar
Hepimiz dizi izlemeye bayılıyoruz özellikle HBO dizileri gönlümüzü fethetmesini iyi biliyor diyebilirim. Diğer yandan diziler kadar müzikleri de önemli diye düşünüyorum ben. Tıpkı satın almadan önce kitapları elimizde evirip çevirirken kapaklarının bizi etkilemesi gibi. Özellikle can alıcı sahnelerde çalan iyi müzikler direk serbest çağrışım yapıyor. İzlemeye başladınız mı yoksa hiç izlemediniz mi bilmiyorum ama benim çevremdeki insanların çoğu True Detective dizine başladı ve sevmeyen tek bir kişiye bile rastlamadım.






Spoiler vermeden özetlemeye çalışayım; dağılmış hayatların yollarının kesişmesi; çözülmesi zor kriminal vakalarda gerçekleşiyor. Yer yer aksiyon, yer yer dağınık hayatların öyküleri, suç, takip ve çözüm şeklinde ilerliyor dizimiz. Şu sıralar ikinci sezonun ilk bölümü çıktı. Ben keyifle izledim. İzlerken damakta ve hafızada yer eden müthiş şarkı seçimlerini de sizlerle paylaşmak istedim.
Dizinin ikinci sezon çekimlerinden kareleri ve şarkıları şöyle bırakıyorum:





Kahramanlarımız ilk sezonda Matthew McConaughey ve Woody Harrelson'dı şimdi ise Colin Farrell, dünyalar güzeli Rachel McAdams, Vince Vaughn ve tatlışlığı ile göz kamaştıran Taylor Kitsch.
İkinci sezon birinci bölümde çalan ve kalbimi çalan şarkılar ise şöyle:
Lera Lynn - My Least Favorite Life https://www.youtube.com/watch?v=dFh71_ftxLE&list=PLxYIVdySSEOSM8I8uIDzUqeKf2zBOJK_l
Şarkıda whisper of two broken wings, maybe they're your maybe they're mine gibi içe titreten cümleler var ve şarkı gerçekten dokunaklı. Bir de çalınan şarkı barda içerken canlı performans şeklinde kendini gösteriyor, insanın içesi geliyor desem yeridir. :')
Diğer şarkımız benim hayranı olduğum Nick Cave'den geliyor: https://www.youtube.com/watch?v=sJtRY3ME3tk tam bölümün bitiş sahnesinde mükemmel solosu ile bizleri uğurluyor.
Açılış müziği ise yine sözleri ile bizi vuran ve söyleyenin ise efsane oluşu ile etkilemekten fazlasını yapan Leonard Cohen Nevermind: https://www.youtube.com/watch?v=N3HbrfV0hJM
Bu şarkıda da The war was lost, the trady signed, I was not caught I crossed the line. I had to leave my life behind. I have a name but nevermind  kısımları benim en sevdiğim yerler. Yani şarkıdan buram buram karizma akıyor. Leonard ve Nick Cave'den de akıyor olabilir karizmalar gerçi.
Neyse size iyi seyirler keyifli dinlemeler :') Umarım beğenirsiniz.


20 Haziran 2015 Cumartesi

Bazı kitaplar dokunur.

Bülbülü Öldürmek

Yüksek lisans tezim ile uğraştığım için bir türlü istediğim tempoda ve istediğim zaman diliminde kitap okuyamıyorum son altı aydır. Fakat tipik bir öğrenci psikolojisi olarak yüzüp yüzüp kuyruğuna geldiğim noktada; yani tezi teslim etmeme yakın ve düzeltmeleri yapacağım zaman diliminde, final sınavı olan öğrencinin evi temizlemesi gibi ben de kitaplarıma sarıldım ve Bülbülü Öldürmek kitabını bitirdim.
Aslında "ömrünüz boyunca okumanız gereken 50 kitap" gibi listelerden hoşlanmam ve bu listelerde ismi geçen kitaplardan uzak dururum. Birisi bir şeyi illa yapın diyince irite olan bir yapım da var zaten, kova olduğumdan dolayı. Neyse yine bu şekilde Çavdar Tarlasında Çocuklar kitabına da önyargı ile yaklaşmıştım ama hoşuma gitmişti. Bu kitapta da elime alıp inceleyip, dokunup koklayınca okumalıyım hissi oluştu. İyi ki de oluşmuş, İzmir'de fuardan gayet uyguna almıştım zaten.
Kitaba gelecek olursak; bir çocuğun ağzından yazılmış olması belki de daha bir etkilenmeme neden oldu. Güney Amerika'da Maycomb denilen ufak tefek bir kasabada geçen roman,siyahi bir vatandaşın suçlandığı bir olay merkezinde gelişiyor. Ayrımcılığın anlatıldığı romanda, küçük bir çocuğun ağzından anlatılan olaylar zincirinde baba karakteri ise avukattır ve çocuklarına hayatı oldukça başarılı bir şekilde öğretmesi dikkatlerden kaçmaz. Suçsuzların haksızca zarar gördüğü bu dünyada, haksızlığa tahammülünüz yok ise oldukça duygu karmaşası içinde okuyacaksınız. Ben kitaptan hoşuma giden cümleleri çizdim, sizlerle paylaşmak istedim. Eğer okumak isterseniz kesinlikle tavsiye ederim, pulitzer ödüllü kitabın yazarı ise Harper Lee. Ben Sel Yayınları'ndan okudum ve çevirisi bana gayet berrak geldi.

Sevdiğim cümleler ise şöyle:

"İstediğin kadar saksağanı vur vurabilirsen ama unutma; bülbülü öldürmek günahtır. Onlar sadece insanlara mutluluk verir ve şarkı söyler."

"Tanrı Sevgi'dir."

"Birinin kötü olduğunu düşündüğü bir şeyle seni nitelendirmesi hiç bir zaman hakaret değildir. O kişinin ne kadar zavallı olduğunun göstergesidir sana, seni incitmez. İncitmemeli. "

"Çoğunluğa bağlı olmayan tek şey, insanın vicdandır."



Bakım Rutini :'')

İyi kalpli insanlar merhaba ^.^

Bu postta günlük ve haftalık bakımdan bahsedeceğim. Öncelikle her gün düzenli kullandığım vazgeçilmez temizleme jelim Yves Rocher'den Pure Calmville. İnanılmaz bir rahatlık hissi veriyor, her akşam yatmadan önce yüzümü bu ürünle yıkıyorum, her gün değil ama unutmazsam sabahları da kullandığım oluyor. Kesinlikle tavsiye ettiğim bir seçenek. Peeling ise her gün yapmaktan kaçınmamız gereken, yüzümüze de vücudumuza da haftada bir veya iki kere yapmamız gereken bir olay. Çünkü deriyi sık sık aşındırmak zarar verir.
Siyah nokta temizleyici peeling jel olarak ise Neutrogena visibly clear kullanıyorum, ürün bilgilendirmesinde her gün kullanıma uygun ifadesi mevcut ama ben peeling olayının gerçekten her gün yapılmasındna yana değilim. Bu üründe portakal ve greyfurt aroması yüzünüze güzel bir ferahlık veriyor. Günlük bakım için alternatif yüz temizleme jeli olarak yine Neutrogena Pembe Greyfurt ürününü önerebilirim ama Yves Rocher ile karşılaştırılınca kesinlikle daha yüzeysel bir temizlikmiş gibi hissettirdi bana. Yani evet güzel kokuyor tamam ama derinlemesine temizlik hissi vermedi bana. Kısa bir rahatlama belki.
Maske olarak ise Yves Rocher Masque Effect Glace şahane. Kırmızı meyveli olması yanında kullanımı temiz yüze 3 dakika sürüp bekletip duruluma şeklinde. Gayet memnun olduğum bir ürün kendisi. Son olarak vücut peelingi için vazgeçemediğim bir marka olarak Body Shop'ın Chocomania Vücut Scrubu kullanıyorum. Kakao kokusuna bayılırım zaten, haftada bir veya iki vücuda yapınca kaymak kıvamında oluyorsunuz desem yeridir :) Body Shop'ta peeling eldivenleri de var renkli ve oldukça neşeli.
Dudak bakımı için ise Nivea aromasız essential care yanında Maybelline Baby Lipsler hepimizin vazgeçilmezi oldu artık. Yalnız ben renk olarak Cherry Me ' yi çok beğeniyorum. Hafif bir kırmızılık ve parlaklık veriyor. Diğer kulandığım Pink Punch bir turdan fazla dudakta kullanınca aşırı bir pembe oluyor gibi. Hafif kullanınca fena değil, pembe allık ile uyumlu oluyor ve yaz günleri için ideal bir ürün diye düşünüyorum.
Şimdilik benden bu kadar size hem güzel ve keyifli günler diliyorum hem de gününüz güzel geçsin şarkınızı şuraya bırakıveriyorum.
 https://play.spotify.com/track/6GskIhdM6TN6EkPgeSjVfW



18 Haziran 2015 Perşembe

Gününüz güzel geçsin şarkısı :')

İyi kalpli insanlar, merhaba!

Gün içerisinde dinlediğimiz müzikler çoğu şeyi etkiliyor biliyorsunuz, size bir parça huzur versin, enerjiniz yükselsin, gününüz güzel geçsin, buyrunuz:

https://www.youtube.com/watch?v=C_C23JCduok



16 Haziran 2015 Salı

Alışılmışın Dışına Çıkmaca: Tosca Operası

Gel gelelim sanatsal etkinliklerden sinema ve tiyatro dışında pek sık gitmediğimiz operaya :'') 
Gerçekten keyif alarak seyretmiş olduğum Tosca operası; siyasi suçlu bir kaçağın; bir şarkıcı olan Tosca ve sevgilisi ressam Mario'ya sığınması ve kaçış sürecini anlatıyor. Olaylar Tosca merkezinde gelişiyor. Kaçak kahramana edilen yardımlar, çekilen ızdıraplar, tabloya söylenen aryalar, kaçış öyküleri çerçevesinde süren opera bittiğinde ise hayranlık uyandırıyor. Ben eve dönerken ve başımı yastığa koyduğum ana kadar aralıklarla düşünmüştüm ne kadar güzeldi, neler olmuştu diye. Eğer bulunduğunuz şehire gelirse mutlaka tavsiye ediyorum. Ben İzmir Opera ve Balesi binasında görme fırsatı bulmuştum;binanın da kendine has mimari yapısı ile göz kamaştırdığını belirtmeliyim. Başka postlarda İzmir'in tarihi mimari dokusunu ve müzelerini de gezeriz belki :') 
Operaya dönecek olursak; günümüzden izler ile eşleştirme yapabilmemiz mümkün elbette. Düşünce suçlusu kişinin kaçma, ona yardım edenlerin de bir şekilde suçlu olması durumu, bu olaylar silsilesinde aşk mecrasının es geçilmeyip, ciğerlere dolan taze nefes gibi keyif vermesi elzem bir cila oluyor. Operanın büyüsü, biraz da Puccini'nin en meşhur aryalarından biri olan 'E Lucevan le stelle' kulaklarımızda yer edince kendisini gösteriyor desem yalan olmaz. 
Şuraya linkini bırakıyorum belki dinlemek istersiniz:
https://play.spotify.com/track/4AZpSd0OWmyx7YZPIVOnxX




13 Haziran 2015 Cumartesi

Süs Püs Devam

Makyaj olayının ikinci aşaması olarak benim en hoşlanmadığım genetik mirasim olan göz altı morluklarım ile mücadelemden bahsedeceğim. Kendileriyle mücadeleye yine Yves Rocher cure solutions ile başladım. Ürünün roll on başlığı var ve buzdolabında muhafaza ederseniz bu misketler soğuduğu için daha etkili oluyor. Günde iki kere kullanıyorsunuz ve parmak uçlarınızla sert darbelerle yediriyorsunuz. Ne kadar etkili oluyor derseniz benimki genetik olduğu için asla yüzde yüz kaybolmayacak ama bu ürün kullanımı sonrası bir nebze olsun azaldı diyebilirim. Ben hafıza fakiri olduğum için günde iki kere kullanmayı unuttuğum da oluyor. İkinci savaşçı ürünüm ise Yves Rocher White Botanical. Kendisi de tedavi amacı güden aynı zamanda ışıltı katan ve istenirse makyaj altına kullanılabilen bir ürün. Yeni başladım sayılır, merak eden olursa bitirince performans değerlendirmesi yaparım elbette. Üçüncü ve son kahramanım ise Clinique all about eye serum.Dehşet verici bir performans beklemeyin ama rahatlattığının ve fark yarattığının garantisini verebilirim.
Diğer sekme olarak kapatma için Benefitten ooh la lift ve garnier bb göz altı kapatıcısı kullanıyorum. Performans değerlendirmem ikisi için de on üzerinden yedi. Benden bu kadar, bir sonraki güzellik olayı için ruj, maskara ve allıklardan bahsedebiliriz mesela.
Bunu okurken dinleyeceğiniz kıpırdamalı bir şarkı da bırakıyorum, dilerseniz değerlendirin efendim.
https://play.spotify.com/track/6GskIhdM6TN6EkPgeSjVfW
Güzel günler dilerim :)

Süs Püs Ivır Zıvır

Deneyip hoşuma giden her şeyden blogda bahsedeceğim diye yola çıktım, yani sadece makyaj, sadece moda, sadece kitap gibi bir kısıtlama yok; aksine makyaj ve moda konusunda herhangi bir iddiam kesinlikle yok :'') Fakat deneyip memnun kaldığım ürünlerden kısaca bahsedeceğim belki yararı dokunur sizlere.
Öncelikle kapatıcı görevi olan veya renk dengeleyen ürünlerden bahsedeyim. Ben her gün fondöten kullanan biri değilim hatta daha çok sadece özel günlerde kullanmaya özen gösteriyorum. Sebebi ise cildim nefes alamıyor gibi hissediyorum, zaten yaşımız ilerlememişken kullanmamak; kendi ışıltımızı saçmak daha doğru geliyor bana. Günlük kullanım için Darphin CC krem medium benim favori ürünüm, aşırı kapatma görevi beklemeyin ama havalar ısınmışken güneşten koruma görevi ve fotoğrafınız çekildiğinde görülen ışıltı kendini hissettiriyor diyebilirim. Ben oldukça memnunum. Diğer bir ürün ise Yves Rocher BB krem medium; ki kendisi darphin cc kremden daha çok kapatmaya ihtiyacım olduğu günlerde kullandığım bir yardımcıdır. Ondan da memnunum. Fondötene gelecek olursak bahsettiğim gibi az kullandığım bir ürün olduğu için geç bitiriyorum özelliklerine kısaca değinecek olursam inceliğinden çok medet ummayın yani kalıcı ve kalın bir kapatma özelliği istiyorsanız bu doğru ürün değil. Ben fazla cilt lekem ve sivilcem olmadığı için (dönemsel hariç tabii) yeterli buluyorum. Pudraya geçersek hemen her gün kullanyorum ve gayet hafif bir pudra. Ben Yves Rocher markasını kimyasaldan uzak oldukları için severek kullanıyorum çünkü astımım da olduğu için özen göstermeliyim. Eğer aklınıza takılan, sormak istediğiniz bir şey olursa daha fazla detay veririm elbette. 
Herkese iyi günler dilerim :'')

9 Haziran 2015 Salı

Nihayet İzmir'de: Twins coffee roaster


İstanbul'da yaşayan arkadaşlarım Karaköy kahvecilerinden bol bol fotoğraf çekip paylaşırken, ben İzmir'de böyle yerler neden yok diye kederleniyordum. Nihayet girip güzel kahvelerimizi yudumlayabileceğimiz, bilgisayarımızı götürüp yazılarımızı sakin kafayla yazabileceğimiz, mırıl mırıl keyifli şarkılar çalan, üstüne üstlük kitap alınca kahve hediye eden naif bir yer İzmir'e de merhaba dedi. İsmi ise İstanbul'dan aşina olduğumuz Twins Coffee Roaster. Yeri gayet kolay bir yerde, Fransız Kültür karşısı, Arkas Sanat Galerisi yanında. İster kitabınızı alıp gidin, ister oradan bir kitap seçin, arkadaşlarınızla dışarıda rahat konseptli banklarında oturun; ister kahvenizi alıp kordonda çimenlerde yudumlayın keyif sizin elbette :'') Çalışanları da oldukça güler yüzlü. Ben oldukça beğendim. Tavsiye edebileceğim içecekler arasında ise smoothie ve chai tea latte var ^.^

Ara öğün kıvamında minik lezzetli coverlar bünyeye şart efenim.

Sizler için benim dinlemekten bıkmadığım Alt- J (∆) 'nin Breezeblocks şarkısının -bence- başarılı bir coverını şuraya iliştiriyorum. İşe giderken metroda dinlemelik ^.^
https://soundcloud.com/alice-jemima/breezeblocks-with-mix-comp-ver-2?in=song-for-night/sets/cover






16 Mayıs 2015 Cumartesi

Bir İstanbul Rüyası Mı?












Merhabalar,

İlk yazım kitap ile başlasın istedim çünkü okumayı ayrı, okuduktan sonra hakkında konuşmayı ayrı seviyorum.💬

Açıkçası 'Kafamda Bir Tuhaflık' kitabı Orhan Pamuk ile tanışma kitabım oldu. Bunu hem kendi ayıbım, hem de önyargı cennetinde yaşadığımız coğrafyamızın bir götürüsü olarak yorumluyorum. Bir de insanların söyledikleri şeylerden kolay etkilenebilme gibi kötü bir huyum var acil kurumasını dilediğim.

Her neyse, kitapta kahramanı Mevlut'un öyküsüne geçmeden bilgilendirme amaçlı bir soyağacı tablosu bizi karşılıyor. Sonrasında olaylar zinciri kız kaçırma ile başlayarak sergileniyor. İstanbul'un değişimi; gerek kentsel dönüşümün getirdiği sancılar, gerek kentin dokusunun kültür çemberinde nasıl debelendiği bilgilendirici ve gerçekçi detaylar ile aktarılıyor. İstanbul hayatı kitapta bahsi geçen tüm kahramanların gözünden anlatılmış. İşin güzel tarafı kitabın sonunda merak eden okurlar için kronolojik bir tarih örgüsü de barındırıyor. Kitap geçmişten günümüze oldukça sağlam bir araştırmaya ev sahipliği etmiş diye düşündürdü, buna neden olan ise ayrıntılardaki gerçekçi betim gücü. Okurken kolay kolay tüm detaylar gözümde canlanmazken bu kitapta baya baya film izler hissi beni sardı. Uzun zamandır bitmesini istemediğim bir kitap okumamıştım, açıkçası ilaç gibi geldi. Kitap eleştirisi yapmak haddim değil ama okuduklarımı paylaşmak çok hoşuma gidiyor, şiddetle tavsiye ederim. :'')

*Görsel kitaptan alıntıdır.